Ana Sayfa Yazılar 5.10.2021 244 Görüntüleme

Danıştay’dan Ders Niteliğinde Bir Karar

EROL ÇEMBER

Yeminli Mali Müşavir

İdare ve idarenin işlemlerinin denetimi şüphesiz ki hukuk devletinin en önemli gereklerindendir. Bu denetimin en etkili olanı da yargısal denetimdir. Yargı denetiminin bağımsız yargı organlarınca yapılması idarenin eylem ve işlemlerinin hukuk kuralları içerisinde kalmasını sağlar. Bir başka deyişle, yargısal denetim hukuk devleti ilkesinin zorunlu kıldığı bir mekanizmadır.

İdari yargı denetimi, idarenin kanunların verdiği yetkileri kötüye kullanması veya hukuk kurallarına aykırı işlem yapmasını engelleyerek, idari eylemlerin hukuka uygunluğunu sağlar.

Aslında idare ile yargının aynı konu hakkında farklı değerlendirmeler yapması öteden beri sürekli olan bir durumdur. Bu gibi hallerde genelde ya idare uygulamasını değiştirir ya da olayın farklı değerlendirilmesine yol açan ilgili yasal düzenlemeyi değiştirerek kendi uygulamasında ısrarcı olur.

Vergi İdaresi ile Danıştay Neden Karşı Karşıya Geldi?

Tevkifata tabi işlemlerde KDV iade taleplerinin yerine getirilmesi için KDV’nin ödenmiş olması şartının aranması Danıştay’a takıldı.

16 Şubat 2021 tarihinde yapılan değişiklik ile Tevkifata Tabi İşlemlerde KDV İadesi taleplerinin yerine getirilmesinde, alıcı tarafından 2 No.lu KDV beyannamesi ile beyan edilen ve tahakkuk ettirilen KDV’nin ödenmiş olması şartı getirilerek, iade taleplerinin yerine getirilmesinde, alıcı tarafından 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edilen ve tahakkuk ettirilen KDV’nin ödenmiş olması zorunlu hale getirilmişti.

1.3.2021 tarihinden itibaren yürürlüğe giren bu düzenleme, hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı, Vergi İdaresinin vergi tahsil görevini kendisi yapmak yerine iade talep eden mükelleflerin üzerine yüklediği yönünde eleştirilmişti.

Hangi Gerekçe ile Dava Açıldı?

Nitekim düzenlemeden etkilenen bir mükellef tarafından, yeni düzenlemenin yürütmesinin durdurulması talep edilerek iptali için dava açılmıştır.

Söz konusu iptal davasında, davacı, yapılan düzenlemenin bir mükellefin vergi yasalarına muhalefet içeren davranışlarından dolayı başka bir mükellefin müteselsilen sorumlu tutulmasına neden olduğu, yasaların kendisine yüklediği ödevleri yerine getiren iyiniyetli vergi mükelleflerinin mal ve hizmet satışı yaptıkları kişilerin beyan ettikleri vergileri ödeyip ödemediklerini takip etmelerinin ve onları bu yönde zorlamalarının mümkün olmadığı, vergi yasalarına aykırılık teşkil eden mükellef hareketleri nedeniyle başka mükelleflerin sorumlu tutulmalarına sebebiyet verdiğinden davaya konu Tebliğ maddesinin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Vergi İdaresi Söz Konusu Düzenlemeyi Savunmaya Devam Etti;

Vergi İdaresi açılan iptal davasına karşılık yaptığı savunmada;

Tevkifat uygulamasının, katma değer vergisi mevzuatında bir vergi güvenlik müessesesi niteliği taşıdığı, bu kapsamda alıcı tarafından tevkif edilen verginin, nakden veya mahsuben ödeme ile Hazineye intikal ettirilmemesi halinde satıcıya iade yapılmamasının da mükellefler arasındaki ilişkiler üzerinden otokontrol olarak vergi güvenliğini sağlamayı amaçladığı, dava konusu düzenlemenin Anayasa ve vergi kanunlarına aykırı yeni bir düzenleme getirmediği, kısmi tevkifat uygulamasından kaynaklanan iade taleplerinin hangi usul ve esaslar çerçevesinde yerine getirilmesi gerektiğini açıkladığı ve maddenin iptal edilmesinin haksız katma değer vergisi iadesi alınmak suretiyle Hazine aleyhine sonuçlar dogmasına sebebiyet verebileceği belirtilerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Danıştay Neye Karar Verdi?

Danıştay 4. Dairesi, söz konusu olayla ilgili olarak;

Her ne kadar Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği ile iade taleplerinin yerine getirilmesinde, alıcı tarafından 2 No.lu KDV beyannamesi ile beyan edilen ve tahakkuk ettirilen KDV’nin ödenmiş olması şartı öngörülmüş ise de, KDV Kanununda ödenmiş olma şartına yer verilmediğinden bu haliyle, Kanunda Hazine ve Maliye Bakanlığına tanınan yetkinin sınırları aşılarak düzenlenen ve mükelleflere Kanunda yer almayan bir yükümlülük yükleyen dava konusu Tebliğ hükmünde hukuka uygunluk bulmamış ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğmasına yol açabileceği dikkate alınarak, Tebliğ hükmünün yürütmesinin durdurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. (Danıştay 4. Dairesi’nin 09.09.2021 tarihli ve Esas No : 2021/2647 sayılı Kararı).

Peki Şimdi Ne Olacak?

Vergi İdaresinin, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 7 (yedi) gün içerisinde Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nda bu karara karşı itirazda bulunabilir.

Kararda yer alan gerekçeler dikkate alındığında, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun bu itirazı reddetme olasılığı daha yüksek görünüyor. Eğer, söz konusu düzenleme iptal edilirse, ödeme şartı aranılmayan önceki uygulamaya geri dönülmesi gerekir.

Danıştay 4. Dairesi tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararının, Vergi İdaresince 30 gün içerisinde uygulanması gerekiyor. Ancak, uygulamada yürütmeyi durdurma kararları, itirazın reddedilmesi halinde uygulanmaya başlanıyor. Vergi İdaresi, itirazın reddedilmesi sonrasında tevkif edilen KDV’nin vergi dairesine ödenmiş olması şartını aramayacağına yönelik bir sirküler düzenleyerek uygulamasını değiştirmesi gerekir.

Yürütmeyi durdurma kararı sonrası ödeme şartı aranmasını sağlayan söz konusu düzenlemenin uygulanabilirliği kalmamıştır. Başka bir ifadeyle, yürütmeyi durdurma kararı düzenlemenin önceki hale dönülmesi anlamına gelmektedir.

Vergi İdaresinin, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kuruluna yapacağı muhtemel itiraz ret edilse bile, Katma Değer Vergisi Kanunu’nda yapılacak bir değişiklik ile iptal edilen düzenlemenin tekrar yürürlüğe girmesi de mümkündür.

Yargı kararı ne olursa olsun, Vergi İdaresinin, vergisel ödevlerini düzgün bir şekilde yerine getiren iyi niyetli mükellefleri mağdur etmeyecek bir şekilde yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesi hem Vergi İdaresine olan güveni hem de mükellef memnuniyetini artıracaktır.

Tüm okuyucularıma sağlıklı günler dilerim.

kaynak: cemberymm.com.tr

Yorumlar