Ana Sayfa Yazılar 20.02.2021 742 Görüntüleme

Kayırmacılık/Nepotizm

Özkan Çınar

Smmm/Spk Denetçisi

Yönetim Danışmanı/Eğitmen

Ülkemizdeki şirketlerin yapısı incelediğimizde küçük ve orta büyükteki şirketlerin toplamda var olan şirketlere oranı neredeyse  %99’ dur.  Maalesef bu küçük ve orta ölçekli işletmelerin kurulduktan kısa bir süre sonra (önemli bir çoğunluğunun) büyüyemeden, yok olduklarına üzülerek şahit oluyoruz.

Bunun bir sebebi ülke ekonomisinde önemli bir yere sahip olan bu küçük ve orta büyüklükteki şirketlerin %95 e yakınının aile şirketi olarak kurulmasıdır. Aile şirketlerinin yaşamlarını uzun süre devam ettirememelerinin en büyük sebebi de kurumsallaşamamalarıdır.

Dünyada sermaye şirketlerinde şirket sahipliği ile yönetimin ayrılması (kısaca kurumsallaşma)19 yüzyıla dayanırken, ülkemizde 1980 li yıllarda sanayileşme hareketinin yeni bir ivme kazanmasıyla iş dünyasında gündeme gelmiştir.

      Kurumsallaşma, işletmelerin yönetim anlayışında, piyasa ve günün koşullarına uygun yönetim ve örgüt yapılarını oluşturarak ilkelerin, politikaların, uygulamaların kişilerden bağımsız olmasını ifade eden bir olgudur. Kısaca; bir şirket veya kurum kişilerden, bağımsız olarak  (insanların keyfiyetine göre değil) kurallara göre yönetilmelidir.

Dünyada kabul görmüş olan en önemli kurumsal yönetim ilkeleri; şirketin finansal performansı, kurumsal yönetimi, hissedarlık yapısı, şeffaflık ilkesi (hesap verebilirlik ilkesi)dir.

Ülkemizde aile şirketlerinin kurumsallaşamamalarının altında yatan en büyük etken aile ve işletme kavramlarının birbirine karıştırılmasıdır. Özellikle şirketin büyümeye ve genişlemeye başlamasıyla profesyonellere ihtiyaç duyması, istihdam ilişkilerinde liyakate önem verileceği yerde sadece akrabalık ilişkileri esas alınarak düzenlenmesi, yetenekli olsun veya olmasın hemen hemen tüm akrabaların şirkette çalışmak ve çalıştırılmak istenmesi uzun dönemli kurumsallık hedefleri üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır.

Gelin tüm bu kısa açıklamalardan sonra aile şirketlerinin kurumsallaşmasının önündeki en büyük engel olan ve bize aslında hiç de yabancı olmayan (kısaca) eş dost-akraba kayırmacılığı, Nepotizmi inceleyelim.

NEPOTİZM NEDİR?

Latince’ de yeğen demek olan “’nepos” sözcüğünden türeyen ve İtalyanca’da “nepotismo” diye anılan nepotizm kavramı, tarihte Rönesans öncesi Papa’nın ve piskoposların yeğenlerini kilise içinde kardinallik gibi önemli pozisyonlara getirmeleri sonucu kullanılmaya başlayan bir tanımdır.

Nepotizm sözcüğü Türk Dil Kurumu sözlüğünde  ” Akraba ve yakın arkadaşları kayırma “ şeklinde geçer. Daha geniş bir ifadeyle bir kimsenin beceri, kabiliyet, başarı ve eğitim düzeyi vb. faktörler dikkate alınmaksızın veya işin gerektirdiği niteliklere sahip olmayan kişilerin sadece akrabalık ilişkileri esas alınarak istihdam edilmesine veya terfi edilmesine nepotizm adı verilmektedir.

Evet, çok tirajı-komik bir durum olan, başarıya değil de kan bağına göre karar vermek, iltimas geçmek, işletmelerinin etkinliğini ve verimliliğini düşürmekte, işletme içerisinde iyi bir psiko-sosyal iklimin oluşmasına ve kurumsallaşmanın getirdiği avantajlardan şirketlerin faydalanmasına engel olmaktadır. Aynı zamanda Nepotizmin yoğun olduğu organizasyonda, insan kaynakları yönetim uygulamaları da maalesef bağımsız kalamamaktadır. İstihdama yönelik alımlar bir kimsenin beceri, kabiliyet veya eğitim düzeyine bakılmaksızın ayrımcılık içermesi yönündedir.

Bu durum, aile üyesi olmayan bir çalışan için rahatsız edici olmakta çalışanlarda stres, iş tatmini, motivasyon ve performansını olumsuz etkilemektedir.

İş ahlakı, herkese eşit davranmayı ve başarıyı kıstas almayı öğütlerken,nepotizm, bunun tam tersi bir tutum olup, bir suç olmasa bile büyük bir kabahat, etik-dışı davranıştır.

Nepotist bir açıyla seçilen kişiler ve kadrolar ne yazık ki bilgi ve beceriden yoksun olabildiklerinden, hem işler kötüye gidebilmekte hem de şirkette adalet ilkesi zedelenmektedir.

Nepotizmin kişi değil grup bazında yapılmasına ise Favoritizm adı verilir. Türkiye’de Adamcılık ve Memleketçilik adıyla da bilinen favoritizmde bir değil birden çok kişiye iltimas geçilir.

Bu ayrımcılıklar diğer insanlar tarafından memnuniyetsizliğe neden olduğu gibi bunun kamuya yönelik istihdam ve atamalarda yapılması toplumda infiale dahi yol açabilir. İnsanların çalışmaya ve eğitime olan güveni azalır.

      Sonuç;Türkiye ekonomisinde büyük öneme sahip olan aile işletmelerinin kurumsallaşması ve kurumsal bir yönetim anlayışı çerçevesinde idare edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, işletmelerde, özellikle de aile işletmelerinde, nepotizm olgusunun işletmecilik kurallarının önüne geçmesine engel olunmalıdır.

       Çözüm;her insanın ehliyet-liyakat yani bilgi birikimi-tecrübe-kıdem-eğitim gibi temel kabul görmüş nitelik ve kriterlere göre hak ettiği yere gelmesidir. Bu doğrultuda değerlendirmelerin her zaman insan, şirket kamu ve toplum yararına olacağı kesindir. Nepotizm, demokrasi ve kurumsallaşmanın önündeki en önemli engellerden birisidir.

 

Faydalı olması ümidiyle…

 

Yorumlar