Ana Sayfa GENEL 27 Ağustos 2020 426 Görüntüleme

Yurtdışındaki Firmalardan Olan Alacaklara Karşılık Ayrılması

 

Yurt dışında faaliyette bulunan müşterilere yapılan ihracattan doğan alacakların tahsil edilememesi halinde icra takibine başlanmalı veyahut ilgili firmanın mukim olduğu ülkede dava açılmalıdır. Yazımızda kısaca bu tür alacaklara karşılık ayrılıp ayrılamayacağı konusuna değinilecektir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Şüpheli Alacaklar” başlıklı 323. maddesinde; “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

1- Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar; şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar zarar hesabına intikal ettirilir.”

denilmektedir.

Bu hükme göre, ticari kazancın elde edilmesi veya idame ettirilmesi ile ilgili olarak dava veya icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecedeki küçük alacaklar şüpheli alacak sayıldığından yukarıda belirtilen şartları taşıyan alacaklar için karşılık ayrılması mümkün bulunmakta olup, bu şartlardan herhangi birisinin mevcut olmaması halinde ise şüpheli alacak kaydına imkân bulunmamaktadır. Alacağın yurt içinden veya yurt dışından olması bir önem taşımadığından yurt dışından olan alacaklar için de bu madde hükümleri geçerlidir.

Yurt dışından olan alacakların şüpheli hale geldiğinin ispatlanabilmesi için ticari iş yapılan firmanın mukim olduğu ülkenin mahkemelerinde dava açılması veya icra takibinde bulunulması gerekmektedir. Yurt dışından olan alacakların dönem sonunda değerlemesi nedeniyle oluşacak kur farkları da asıl alacağın akıbetine tabi olduğundan asıl alacak şüpheli hale geldikten sonra bu alacağa bağlı olarak oluşan kur farkları için de şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.(1)

Ancak yurtdışındaki alacak için Türkiye’de dava açılmışsa veya icra takibi Türkiye’de başlatılmışsa şüpheli alacak karşılığı ayrılması kabul edilmemektedir. Yetkili mahkeme ve/veya yetkili icra dairesinin Türkiye’deki mahkeme ve/veya icra dairesi olması mümkündür ve bu durumda yetkili mahkemede dava açılması veya yetkili icra dairesine müracaat edilerek takibe geçilmesi halinde (diğer şartlar da mevcutsa) şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi gerekir. Bu konu hakkında Yeminli Mali Müşavir Mehmet Batun’ un aşağıda yer alan görüşüne katılmaktayız;

“5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 40 ıncı maddesine göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 50 nci maddesinde, para veya teminat borcu için takip konusunda 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (HUMK) yetkiye dair hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanacağı belirtilmiş; ancak, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesinin de takibe yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) yürürlükten kaldırılmıştır. 6100 sayılı HMK’nun 447 nci maddesi uyarınca 1086 sayılı HUMK’a yapılan yollamalar, HMK’ nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılmaktadır. Dolayıyla, İcra ve İflas Kanununun 50 nci maddesiyle 1086 sayılı HUMK’ a yapılan atıf HMK’ nun ilgili maddelerine yapılmış sayılmaktadır.

HMK’ nun 6 ncı maddesinde (diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça) her davanın, açıldığı tarihte davalı gerçek veya tüzel kişinin Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre belirlenecek yerleşim yeri mahkemesinde görüleceği düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 10 uncu maddesine göre sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir. Ayrıca, HMK’ nun 17 nci maddesinde tacirlerin veya kamu tüzel kişilerinin, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilecekleri belirtilmiştir. Böyle bir durumda taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılabilir.

Borçlar Kanunu’nun 89 uncu maddesine göre borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir.

Bu hükümler ışığında, yurt dışından konusu para olan bir alacak için taraflar arasında aksi kararlaştırılmadığı takdirde, borcun ifa yeri olan alacaklının (ödeme zamanındaki) yerleşim yerindeki icra dairesinin de yetkili olduğu anlaşılmaktadır. Dava için de aynı şekilde alacaklının yerleşim yerindeki mahkemeler de yetkilidir. Bu şekilde Türkiye’de bulunan yetkili icra dairesi nezdinde icra takibi başlatılması (veya yetkili mahkemede dava açılması) Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinde öngörülen diğer şartların da mevcudiyeti halinde şüpheli alacak karşılığı ayrılması için yeterlidir. Mutlaka borçlunun mukim olduğu ülkede dava açılması veya icra takibine geçilmesi gerekmez.

Bunu dışında taraflar sözleşme ile aralarında bir uyuşmazlık halinde Türkiye’deki herhangi bir veya birden fazla mahkemeyi yetkili kılmışlarsa da söz konusu mahkemelerde dava açılmış olması da şüpheli alacak karşılığı ayrılması için yeterlidir. Özetle, şüpheli alacak karşılığı uygulamasında önemli olan yetkili mahkemede dava açılıp açılmadığı veya yetkili icra dairesi kanalıyla icra takibine geçilip geçilmediğidir. Eğer yetkili mahkeme veya icra dairesi Türkiye’deki bir mahkeme veya icra dairesi ise bu merciler nezdinde gerekli işlemlerin yapılmış olması (dava açılması veya icra takibi başlatılması) halinde alacağın “dava veya icra safhasında” bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Danıştay 4. Dairesinin 27/5/2010 tarihli ve E: 2008/399, K: 2010/3271 sayılı kararı da bu yöndedir.”(2)

——————————–
[1]Hasan Basri Can, “Yurtdışı Firmalardan Tahsil Edilemeyen Alacaklara Karşılık Ayrılması”, Yaklaşım Dergisi, Sayı 326, Şubat 2020.

[2]Mehmet Batun, “Yurt Dışı Alacaklara Şüpheli Alacak Karşılığı Ayırmak İçin Yurt Dışında Dava Açmak

Zorunda mıyız?”,http://www.neksymm.com/yurt-disi-alacaklara-supheli-alacak-karsiligi-ayirmak-icin-yurt-disinda-dava-acmak-zorunda-miyiz_i369/Erişim tarihi:23.08.2020.

Kaynak: Can Türker – https://www.hurses.com.tr/

.

Yorumlar