DOLAR
Alış: 45.87
Satış: 46.06
EURO
Alış: 53.37
Satış: 53.59
GBP
Alış: 61.63
Satış: 62.08
7582 Sayılı Kanun Ne Getiriyor? / Şenol DÖNDER – SMMM
Varlık Barışı, Kamu Borçlarının Tecili, Gelir ve Kurumlar Vergisi Teşvikleri ile İstanbul Finans Merkezi Düzenlemeleri
4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, kamuoyunda daha çok “Varlık Barışı Kanunu” olarak anılmış olsa da, aslında yalnızca yurt dışındaki veya işletme kayıtlarında yer almayan varlıkların ekonomiye kazandırılmasına yönelik bir düzenlemeden ibaret değildir.
Kanun, vergi sisteminin birçok farklı alanına temas eden geniş kapsamlı bir düzenleme niteliğindedir. Kamu alacaklarının tahsil usulünden gelir vergisi istisnalarına, kurumlar vergisi indirimlerinden veraset ve intikal vergisine, teknogirişim şirketlerine sağlanan avantajlardan İstanbul Finans Merkezi rejimine kadar pek çok konuda önemli değişiklikler yapılmıştır.
Bu yönüyle 7582 sayılı Kanun, teknik bir vergi düzenlemesi olmanın ötesinde, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde vergi politikalarında hangi alanlara öncelik verdiğini de göstermektedir. Kanunun genel yaklaşımına bakıldığında, yurt dışındaki sermayeyi, yüksek gelir grubundaki gerçek kişileri, finansal faaliyetleri, uluslararası hizmet merkezlerini ve kayıt dışı veya kayıt dışında kalmış varlıkları ekonomiye kazandırmayı hedefleyen bir yapı dikkat çekmektedir.
1. Kanunun Genel Kapsamı
7582 sayılı Kanun ile birçok farklı kanunda değişiklik yapılmıştır. Düzenleme, tek bir vergi türüne veya tek bir mükellef grubuna yönelik değildir. Aksine, hem gerçek kişileri hem kurumları hem de kamu borcu bulunan mükellefleri ilgilendiren çok yönlü hükümler içermektedir.
Kanunla değişiklik yapılan başlıca düzenlemeler şunlardır:
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun,
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu,
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu,
7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu,
4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu,
5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun,
7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu.
Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde Kanunun dört temel amacı olduğu söylenebilir:
Birincisi, kamu alacaklarının tahsilini kolaylaştırmak ve mükelleflere daha uzun vadeli ödeme imkânı sağlamak.
İkincisi, yurt dışındaki gelir, servet ve sermayenin Türkiye’ye yönelmesini teşvik etmek.
Üçüncüsü, belirli faaliyet alanlarında kurumlar vergisi avantajları sağlayarak Türkiye’yi uluslararası ticaret, hizmet ve finans merkezi haline getirmek.
Dördüncüsü, varlık barışı düzenlemesiyle kayıt dışı veya kayıt dışında kalmış varlıkların sisteme dâhil edilmesini sağlamak.
2. Meclis Sürecinde Yapılan Değişiklikler
Kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulduğu haliyle büyük ölçüde korunmuştur. Ancak Genel Kurul görüşmeleri sırasında özellikle varlık barışı düzenlemesi bakımından bazı önemli ilaveler yapılmıştır.
Teklifin ilk halinde bildirilen varlıkların belirli yatırım araçlarında tutulması halinde daha düşük vergi oranlarından yararlanılması öngörülmekteydi. Bu kapsamda vadeli hesaplar, devlet iç borçlanma senetleri ve kira sertifikaları yer almaktaydı.
Genel Kurul aşamasında yapılan değişiklikle bu kapsama ayrıca girişim sermayesi yatırım fonları da eklenmiştir. Böylece bildirilen varlıkların yalnızca bankacılık sistemi veya kamu borçlanma araçları içinde değil, aynı zamanda girişim sermayesi fonları aracılığıyla yatırım ekosistemine yönlendirilmesi de teşvik edilmiştir.
Bu değişiklik önemlidir. Çünkü varlık barışı kapsamında Türkiye’ye getirilen ya da bildirilen varlıkların pasif şekilde tutulması yerine, girişim sermayesi yatırım fonları aracılığıyla yeni şirketlere, teknoloji girişimlerine ve büyüme potansiyeli taşıyan işletmelere kaynak oluşturması amaçlanmıştır.
Ayrıca bu taahhütlere ilişkin olarak düzenlenecek taahhütnamelerin damga vergisinden istisna edilmesi de kabul edilmiştir. Bu hüküm, uygulamada ortaya çıkabilecek ek maliyetlerin azaltılması bakımından önem taşımaktadır.
3. Kamu Borçlarında Tecil Süresi 72 Aya Çıkarıldı
Kanunun önemli düzenlemelerinden biri, kamu alacaklarının teciline ilişkindir.
Bilindiği üzere 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca, kamu borcunu vadesinde ödemekte zorlanan mükellefler belirli şartlar altında borçlarının tecil edilmesini talep edebilmektedir. Tecil, borcun tamamen silinmesi veya affedilmesi anlamına gelmez. Tecil, borcun belirli bir süreye yayılarak taksitler halinde ödenmesine imkân veren bir tahsil yöntemidir.
7582 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucunda kamu alacaklarında tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarılmıştır. Bu, mükellefler açısından ilk bakışta önemli bir kolaylık gibi görünmektedir. Çünkü daha önce en fazla üç yıl içinde ödenmesi gereken borçlar, artık şartların sağlanması halinde altı yıla kadar yayılarak ödenebilecektir.
Ayrıca teminatsız tecil uygulanabilecek tutar da 250 bin liradan 1 milyon liraya yükseltilmiştir. Bu da daha önce teminat göstermek zorunda kalan bazı mükelleflerin, belirli sınırlar içinde teminat göstermeksizin tecil talep edebilmelerine imkân sağlayacaktır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus vardır: Tecil bir af değildir.
Mükellefin borcu ortadan kalkmaz. Vergi aslı, ceza, gecikme faizi veya diğer fer’i alacaklar varlığını sürdürür. Sadece ödeme süresi uzatılmış olur. Ayrıca tecil talebinin kabul edilip edilmeyeceği idarenin değerlendirmesine bağlıdır. Her mükellefin her borcu otomatik olarak 72 ay taksitlendirilmez.
Vergi idaresi, mükellefin mali durumunu, ödeme kabiliyetini, borcun niteliğini, teminat durumunu ve diğer şartları inceleyerek karar verir. Bu nedenle düzenleme bir hak gibi görünse de uygulamada idarenin takdir ve değerlendirme süreci önem taşımaktadır.
4. Tecil Kolaylık mı, Pahalı Bir Finansman Yöntemi mi?
Tecil süresinin 72 aya çıkarılması mükellefler bakımından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Özellikle ekonomik zorluk yaşayan, nakit akışı bozulan, vergi borcunu tek seferde ödeyemeyen işletmeler için bu düzenleme geçici bir nefes alma imkânı sağlayabilir.
Ancak tecil sisteminin önemli bir maliyeti bulunmaktadır: tecil faizi.
Paylaşılan metinde de belirtildiği üzere, yıllık yüzde 39 seviyesindeki tecil faizi dikkate alındığında, bu sistem borcu azaltan değil, borcu zamana yayan ve maliyetini artıran bir mekanizma haline gelebilmektedir.
Bu nedenle mükellefler tecil talebinde bulunmadan önce sadece aylık taksit tutarına bakmamalıdır. Toplam ödeme tutarı, tecil faizi, teminat yükümlülüğü, taksitlerin aksaması halinde doğacak sonuçlar ve borcun yeniden muaccel hale gelme riski birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle taksitlerin aksaması halinde tecil bozulabilir. Tecilin bozulması durumunda borç yeniden takip edilebilir hale gelir. Bu durumda haciz, banka hesaplarına bloke, e-haciz, mal varlığına yönelik takip işlemleri gibi cebri tahsil yöntemleri yeniden gündeme gelebilir.
Dolayısıyla tecil düzenlemesi mükellefler için önemli bir araçtır; ancak bu araç dikkatli kullanılmalıdır. Borcu ödeme gücü olmayan mükellef açısından tecil, sorunu çözmek yerine daha maliyetli hale getirebilir. Buna karşılık nakit akışında geçici bozulma yaşayan ve düzenli ödeme planı oluşturabilecek mükellefler için faydalı olabilir.
5. Gelir Vergisi Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler
7582 sayılı Kanunla Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan en dikkat çekici değişikliklerden biri, Türkiye’ye yerleşen bazı gerçek kişilerin yurt dışı gelirlerine yönelik getirilen yeni istisna düzenlemesidir.
Kanunla Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen mükerrer 20/D maddesi uyarınca, Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin belirli şartlarla yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar 20 yıl süreyle gelir vergisinden istisna tutulacaktır.
Bu düzenlemeden yararlanılabilmesi için kişinin Türkiye’ye yerleşmeden önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhının bulunmaması ve tam mükellefiyet esasına göre gelir vergisi mükellefi olmaması gerekmektedir.
Başka bir ifadeyle, Türkiye dışında yaşayan ve son üç yılda Türkiye’de tam mükellef olmayan kişilerin Türkiye’ye yerleşmeleri halinde, yurt dışında elde ettikleri bazı gelirler uzun süre gelir vergisi dışında bırakılacaktır.
Bu gelirler için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek, kişinin başka gelirleri nedeniyle beyanname vermesi halinde de söz konusu yurt dışı gelirler beyannameye dâhil edilmeyecektir.
Ancak burada önemli bir sınırlama vardır: Bu gelirler nedeniyle yurt dışında ödenmiş vergiler Türkiye’de mahsup edilemeyecektir. Çünkü Türkiye bu gelirleri zaten vergilemeyecektir. Dolayısıyla mahsup edilecek bir Türkiye vergisi de bulunmayacaktır.
Bu düzenleme, uluslararası vergi rekabeti açısından oldukça dikkat çekicidir. Dünya genelinde birçok ülke, yüksek gelir grubundaki bireyleri, yatırımcıları, girişimcileri ve sermaye sahiplerini kendi ülkesine çekmek için benzer özel vergi rejimleri uygulamaktadır. Türkiye de bu düzenlemeyle benzer bir politika izlemektedir.
6. 20 Yıllık Gelir Vergisi İstisnasının Anlamı
Yurt dışı gelirleri için 20 yıl süreyle gelir vergisi istisnası tanınması oldukça uzun ve güçlü bir teşvik niteliğindedir.
Bu düzenleme özellikle şu gruplar açısından cazip olabilir:
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları,
Türkiye’ye yerleşmeyi düşünen yabancı yatırımcılar,
Yurt dışında yüksek tutarlı menkul sermaye iradı elde eden kişiler,
Uluslararası şirket ortakları,
Finansal varlıkları yurt dışında bulunan yüksek gelir grupları,
Emeklilik, kira, faiz, temettü veya benzeri gelirleri yurt dışından gelen kişiler.
Ancak bu düzenleme aynı zamanda vergilemede adalet tartışmalarını da beraberinde getirebilir. Çünkü Türkiye’de yaşayan ve gelirlerini Türkiye’de elde eden mükellefler normal gelir vergisi tarifesine tabi olurken, belirli şartları sağlayarak Türkiye’ye gelen kişilere çok uzun süreli bir istisna sağlanmaktadır.
Bu durum, vergi politikasında şu soruyu gündeme getirmektedir:
Türkiye, vergi sistemini daha çok mevcut mükelleflerin yükünü azaltmaya mı yönlendirmektedir, yoksa yurt dışındaki sermaye ve gelir sahiplerini ülkeye çekmeye mi öncelik vermektedir?
7582 sayılı Kanun, ikinci yaklaşımın daha belirgin hale geldiğini göstermektedir.
7. Teknogirişim Çalışanlarına Verilen Pay Senetlerinde İstisna
Kanunla Gelir Vergisi Kanunu kapsamında yapılan bir başka düzenleme de teknogirişim şirketlerinde çalışanlara verilen pay senetlerine ilişkindir.
Teknogirişim şirketleri, özellikle teknoloji odaklı yeni girişimler bakımından önemlidir. Bu şirketler çoğu zaman kuruluş ve büyüme aşamasında yüksek ücret ödeme imkânına sahip değildir. Ancak çalışanlarını şirkete ortak ederek veya pay senedi vererek uzun vadeli bağlılık oluşturabilirler.
7582 sayılı Kanunla teknogirişim çalışanlarına verilen pay senetlerine ilişkin gelir vergisi istisnasının üst sınırı artırılmıştır. Buna göre istisnanın üst sınırı yıllık brüt ücret tutarının iki katına çıkarılmıştır.
Ayrıca payların elde tutulmasına ilişkin süre şartları da kısaltılmıştır. Bu değişiklik, çalışanların elde ettikleri pay senetleri nedeniyle daha avantajlı bir vergisel konuma gelmelerini sağlayacaktır.
Bu düzenleme, girişim ekosistemini destekleyen bir adım olarak değerlendirilebilir. Çünkü nitelikli çalışanların teknoloji girişimlerinde kalması, şirketin büyümesine katkı sunması ve şirket değer artışından pay alması teşvik edilmektedir.
8. Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nda Yapılan Değişiklik
7582 sayılı Kanunla Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nda da önemli bir değişiklik yapılmıştır.
Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/D maddesinde düzenlenen yurt dışı gelir istisnasından yararlanan kişiler için özel bir veraset vergisi rejimi getirilmiştir.
Buna göre, bu kişilerin istisna süresi içinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikallerinde veraset ve intikal vergisi oranı yüzde 1 olarak uygulanacaktır.
Bu düzenleme son derece önemlidir. Çünkü yalnızca kişinin yurt dışı gelirleri için gelir vergisi avantajı sağlanmakla kalmamakta, aynı zamanda bu kişinin mal varlığının miras yoluyla intikali halinde de düşük oranlı bir veraset vergisi uygulanmaktadır.
Bu durum, Türkiye’ye taşınan servetin sadece gelir aşamasında değil, kuşaklar arası aktarım aşamasında da vergisel olarak avantajlı hale getirilmesi anlamına gelmektedir.
Başka bir ifadeyle düzenleme, yalnızca kişinin Türkiye’ye gelmesini değil, servetinin Türkiye’de kalmasını ve sonraki nesillere düşük vergi yüküyle aktarılmasını da teşvik etmektedir.
9. Kurumlar Vergisi Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler
7582 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10’uncu maddesinde de önemli değişiklikler yapılmıştır.
Bu değişikliklerin temel amacı, Türkiye’de kurulu bazı şirketlerin yurt dışı odaklı faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlara yüksek oranlı kurumlar vergisi indirimi sağlamaktır.
Düzenlemeye göre, yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin yine yurt dışında satılmasından veya yurt dışındaki mal alım satımlarına aracılık edilmesinden elde edilen kazançların yüzde 95’i kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.
Bu düzenleme, özellikle uluslararası ticaret yapan şirketler açısından büyük önem taşımaktadır.
Örneğin Türkiye’de kurulu bir şirket, bir ülkeden satın aldığı malı Türkiye’ye getirmeden başka bir ülkedeki alıcıya satarsa ve şartları sağlarsa, bu faaliyetten elde ettiği kazancın yüzde 95’ini kurumlar vergisi matrahından indirebilecektir.
Bu durumda sadece kazancın yüzde 5’lik kısmı kurumlar vergisine tabi olacaktır.
İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren katılımcılar ile belirli endüstri bölgelerinde ise bu oran yüzde 100 olarak uygulanabilecektir. Bu da kazancın tamamının kurumlar vergisi matrahı dışında bırakılması anlamına gelir.
10. İndirimden Yararlanmanın Şartları
Kurumlar vergisi indiriminden yararlanılabilmesi için bazı şartlar öngörülmüştür.
Öncelikle kazancın Türkiye’ye transfer edilmesi gerekmektedir. Bu şart, elde edilen kazancın yurt dışında bırakılmasını değil, Türkiye’ye getirilmesini amaçlamaktadır.
Ayrıca aracılık faaliyetlerinde alıcı ile satıcının Türkiye’de bulunmaması gerekmektedir. Bu şart, düzenlemenin gerçek anlamda uluslararası ticaret faaliyetlerini hedeflediğini göstermektedir.
Dolayısıyla bu indirim, Türkiye içindeki ticari işlemlerden çok, Türkiye merkezli şirketlerin yurt dışı ticaret ağlarında rol üstlenmesini teşvik etmektedir.
Bu düzenleme ile Türkiye’de kurulu şirketlerin uluslararası ticarette daha fazla aracı, organizatör, yönetici veya merkez şirket konumuna gelmesi amaçlanmaktadır.
11. Nitelikli Hizmet Merkezi Kavramı
Kanunla mevzuata giren önemli kavramlardan biri de nitelikli hizmet merkezidir.
Nitelikli hizmet merkezleri, belirli şartları taşıyan ve yurt dışına yönelik hizmet sunan yapılar olarak değerlendirilebilir. Bu merkezlerin yurt dışından elde ettikleri kazançların yüzde 95’i kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.
İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri için bu oran yüzde 100 olarak uygulanabilecektir.
Bu teşviklerden faaliyete geçilen yıldan itibaren 20 hesap dönemi boyunca yararlanılabilecektir.
20 hesap dönemi son derece uzun bir süredir. Bu durum, nitelikli hizmet merkezi kurmak isteyen şirketlere uzun vadeli vergi güvenliği sağlamayı amaçlamaktadır.
Bu düzenleme özellikle şu alanlarda faaliyet gösteren şirketler açısından önem taşıyabilir:
Bölgesel yönetim merkezleri,
Finansal hizmet destek merkezleri,
Yazılım ve teknoloji destek merkezleri,
Muhasebe, finans, insan kaynakları ve operasyon merkezleri,
Uluslararası müşteri destek merkezleri,
Yurt dışı grup şirketlerine hizmet sunan merkez şirketler.
Bu yönüyle düzenleme, Türkiye’nin sadece üretim ve ticaret merkezi değil, aynı zamanda bölgesel hizmet ve yönetim merkezi olma hedefiyle de ilişkilidir.
12. Kurumlar Vergisi Oranında Yapılan Değişiklik
Kanunun ilk taslaklarında ihracatçılar ve imalatçılar için farklı kurumlar vergisi oranları öngörülmüştür. Ancak Meclis sürecinde bu düzenleme değiştirilmiştir.
Nihai düzenlemeye göre, sanayi sicil belgesine sahip olan ve fiilen üretim faaliyetiyle uğraşan kurumların yalnızca üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların bu faaliyetlerden doğan kazançlarına yüzde 12,5 oranında kurumlar vergisi uygulanacaktır.
Bu hüküm, 2027 yılı ve sonraki vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlar için geçerli olacaktır.
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, düşük oranlı kurumlar vergisinin kurumun tüm kazançlarına değil, yalnızca üretim veya zirai üretim faaliyetinden elde edilen kazançlarına uygulanacak olmasıdır.
Örneğin bir şirketin hem üretim faaliyeti hem de ticari mal alım satım faaliyeti varsa, yüzde 12,5 oran yalnızca üretim kazançları için söz konusu olacaktır. Diğer kazançlar genel kurumlar vergisi oranına tabi olmaya devam edecektir.
Bu durum uygulamada kazanç ayrıştırmasını önemli hale getirecektir. Şirketlerin muhasebe kayıtlarını, maliyet dağılımlarını ve gelir ayrımlarını doğru yapmaları gerekecektir.
13. Yeni Varlık Barışı Düzenlemesi
7582 sayılı Kanunun en çok dikkat çeken bölümü yeni varlık barışı düzenlemesidir.
Varlık barışı, genel olarak gerçek ve tüzel kişilerin yurt dışında bulunan veya Türkiye’de bulunmakla birlikte işletme kayıtlarında yer almayan bazı varlıklarını bildirmelerine ve belirli şartlarla sisteme dâhil etmelerine imkân veren düzenlemelerdir.
Yeni düzenlemeye göre gerçek ve tüzel kişiler, yurt dışında bulunan;
para,
altın,
döviz,
menkul kıymet,
diğer sermaye piyasası araçlarını
31 Temmuz 2027 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirebilecektir.
Yurt dışında bildirilen bu varlıkların, bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’de açılan hesaplara transfer edilmesi gerekecektir.
Ayrıca Türkiye’de bulunmasına rağmen işletme kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz ve sermaye piyasası araçları da bildirim kapsamına alınabilecektir.
Bu düzenlemenin temel amacı, kayıt dışında veya sistem dışında bulunan varlıkların finansal sisteme kazandırılmasıdır.
14. Varlık Barışında Vergi Oranları
Bildirilen varlıklar üzerinden kural olarak yüzde 5 oranında vergi alınacaktır.
Ancak Kanun, bildirilen varlıkların belirli yatırım araçlarında belirli sürelerle tutulması halinde daha düşük vergi oranları öngörmektedir.
Buna göre bildirilen varlıkların;
vadeli hesaplarda,
devlet iç borçlanma senetlerinde,
kira sertifikalarında,
girişim sermayesi yatırım fonlarında
belirli sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi halinde uygulanacak vergi oranı kademeli olarak düşmektedir.
Oranlar şu şekildedir:
En az 5 yıl tutulması halinde yüzde 0,
En az 4 yıl tutulması halinde yüzde 1,
En az 3 yıl tutulması halinde yüzde 2,
En az 2 yıl tutulması halinde yüzde 3,
En az 1 yıl tutulması halinde yüzde 4.
Ancak 1 Ocak 2027 tarihinden sonra yapılacak bildirimlerde bu oranlar yarım puan artırımlı uygulanacaktır.
Bu sistem, varlıkların sadece bildirilmesini değil, aynı zamanda belirli sürelerle Türkiye’de tutulmasını teşvik etmektedir.
Özellikle 5 yıl elde tutma taahhüdü karşılığında yüzde 0 vergi oranı uygulanması, varlık barışı düzenlemesinin en avantajlı yönlerinden biridir.
15. Varlık Barışının Sağladığı Koruma
Varlık barışı düzenlemesinin en önemli sonucu, bildirilen varlıklar nedeniyle belirli şartların sağlanması halinde vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaması güvencesidir.
Bu güvence, varlık barışı uygulamalarının temel cazibe unsurudur.
Bildirilen varlıklar bakımından geçmişe yönelik olarak vergi incelemesi yapılmaması ve vergi tarhiyatına gidilmemesi, özellikle kayıt dışı kalmış varlıkları bulunan kişiler açısından önemli bir koruma sağlar.
Ancak bu koruma mutlak değildir.
Varlıkların Türkiye’ye getirilmemesi, bildirilen vergilerin süresinde ödenmemesi veya taahhüt edilen süre şartlarına uyulmaması halinde koruma ortadan kalkacaktır.
Bu durumda zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil edilecektir.
Burada önemli olan husus şudur:
Varlık barışı, şartlara uyulduğu sürece koruma sağlar. Şartlara uyulmazsa düzenlemenin sağladığı güvence kaybedilir.
Bu nedenle bildirim yapacak kişi ve kurumların, bildirimden önce varlıkların niteliğini, getiriliş süresini, ödeme yükümlülüklerini, elde tutma taahhütlerini ve muhtemel ihlal sonuçlarını dikkatle değerlendirmesi gerekir.
16. İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler
7582 sayılı Kanunla 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nda da önemli değişiklikler yapılmıştır.
Öncelikle daha önce yalnızca katılımcı belgesi almış finansal kuruluşlara tanınan bazı avantajlar, tüm katılımcıları kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
Bu değişiklik, İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren kurumlar açısından kapsamı genişleten bir düzenlemedir.
Ayrıca İstanbul Finans Merkezi rejiminin süresi önemli ölçüde uzatılmıştır. Geçici madde kapsamında yer alan teşviklerin uygulanma süresi 2031 yılından 2047 yılına çıkarılmıştır.
Bazı vergi avantajlarının uygulanma süresi de 5 yıldan 20 yıla yükseltilmiştir.
Bu değişiklikler, İstanbul Finans Merkezi’nin kısa vadeli bir teşvik alanı olarak değil, uzun vadeli bir finans ve hizmet merkezi olarak yapılandırılmak istendiğini göstermektedir.
Yatırımcılar ve şirketler açısından vergi teşviklerinin uzun süreli olması önemlidir. Çünkü uluslararası şirketler bir ülkede merkez, bölgesel ofis veya finansal yapı kurarken kısa vadeli değil, uzun vadeli vergisel öngörülebilirlik arar.
Bu nedenle teşvik süresinin 2047 yılına kadar uzatılması, İstanbul Finans Merkezi’nin uluslararası rekabette daha güçlü bir konuma getirilmesi amacını taşımaktadır.
17. Ücret İstisnası ve Çifte Avantajın Önlenmesi
Kanunla Gelir Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesine de yeni bir ücret istisnası eklenmiştir.
Buna göre, nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan personelin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katına kadar olan kısmı gelir vergisinden istisna edilecektir.
Bazı endüstri bölgeleri ve İstanbul Finans Merkezi’nde ise bu sınır brüt asgari ücretin beş katına kadar çıkabilecektir.
Bu düzenleme, nitelikli personel istihdamını desteklemeyi amaçlamaktadır. Özellikle finans, teknoloji, yazılım, uluslararası hizmet ve yönetim merkezi gibi alanlarda çalışan nitelikli personelin maliyetinin azaltılması hedeflenmektedir.
Ancak Kanuna eklenen hükümle, İstanbul Finans Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan ve Gelir Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesindeki yeni ücret istisnasından yararlanan personelin, İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nda yer alan ücret istisnasından ayrıca yararlanamayacağı düzenlenmiştir.
Bu düzenleme, aynı ücret geliri bakımından çifte vergi avantajı sağlanmasını önlemektedir.
Başka bir ifadeyle, bir çalışan aynı ücret için hem Gelir Vergisi Kanunu’ndaki yeni istisnadan hem de İstanbul Finans Merkezi Kanunu’ndaki ücret istisnasından aynı anda yararlanamayacaktır.
18. Kanunun Vergi Politikası Açısından Değerlendirilmesi
7582 sayılı Kanun, teknik olarak çok sayıda vergi düzenlemesi içerse de, asıl önemi vergi politikasının yönünü göstermesidir.
Kanuna genel olarak bakıldığında, mevcut mükelleflerin vergi yükünü genel ve yaygın şekilde azaltan bir düzenlemeden çok, belirli hedef gruplara yönelik seçici teşvikler getiren bir yapı görülmektedir.
Bu hedef gruplar şunlardır:
Yurt dışından Türkiye’ye yerleşecek yüksek gelir grubundaki kişiler,
Yurt dışındaki servetini Türkiye’ye getirecek kişiler,
Uluslararası ticaret ve hizmet faaliyeti yürüten şirketler,
İstanbul Finans Merkezi katılımcıları,
Nitelikli hizmet merkezleri,
Teknogirişim şirketleri ve çalışanları,
Üretim ve zirai üretim faaliyeti yapan kurumlar.
Bu açıdan Kanun, klasik anlamda vergi yükünü tabana yayarak azaltan bir reformdan çok, belirli alanları destekleyen teşvik paketine benzemektedir.
19. Vergilemede Adalet Tartışması
Kanunun en çok tartışılacak yönlerinden biri, vergilemede adalet meselesidir.
Bir tarafta vergisini zamanında ödeyen, beyannamesini düzenli veren, kayıtlarını düzgün tutan milyonlarca mükellef bulunmaktadır. Diğer tarafta ise yurt dışında veya kayıt dışında bulunan varlıkların belirli oranlarda vergi ödenerek sisteme alınmasını sağlayan varlık barışı düzenlemeleri yer almaktadır.
Bu durum, kamuoyunda şu soruyu gündeme getirmektedir:
Vergisini zamanında ve eksiksiz ödeyen mükellef ile varlığını kayıt dışında tutup daha sonra varlık barışı kapsamında sisteme dâhil eden kişi arasında adil bir denge kurulabiliyor mu?
Varlık barışı düzenlemeleri ekonomik açıdan kısa vadede kaynak girişi sağlayabilir. Ancak sık aralıklarla çıkarılan varlık barışı uygulamaları, uzun vadede vergiye gönüllü uyumu olumsuz etkileyebilir.
Çünkü mükellefler, gelecekte yeniden benzer düzenlemeler çıkabileceği beklentisine girebilir. Bu beklenti, düzenli vergi ödeme bilincini zayıflatabilir.
Bu nedenle varlık barışı uygulamaları sadece mali sonuçlarıyla değil, vergi ahlakı ve sistemin meşruiyeti açısından da değerlendirilmelidir.
20. Sermaye Çekme Hedefi ile Vergi Adaleti Arasındaki Denge
Devletlerin yatırım çekmek, sermayeyi ülkeye kazandırmak ve uluslararası rekabette öne çıkmak amacıyla vergi teşvikleri uygulaması olağan bir politika tercihidir.
Ancak vergi sisteminin başarısı yalnızca ne kadar sermaye çektiğiyle ölçülmez. Aynı zamanda toplumda adalet duygusunu ne ölçüde koruduğu da son derece önemlidir.
7582 sayılı Kanun, sermaye çekme ve finansal cazibe oluşturma bakımından güçlü araçlar içermektedir. 20 yıl gelir vergisi istisnası, yüzde 1 veraset vergisi oranı, varlık barışı, kurumlar vergisinde yüzde 95 ve yüzde 100 indirimler, İstanbul Finans Merkezi teşviklerinin 2047’ye kadar uzatılması bu yaklaşımın göstergesidir.
Ancak aynı dönemde kamu borcu bulunan mükelleflere sağlanan kolaylığın yüksek tecil faiziyle birlikte uygulanması, farklı bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
Bir tarafta yurt dışından gelecek sermaye ve gelir sahiplerine uzun vadeli istisnalar sağlanırken, diğer tarafta mevcut borçlu mükelleflere yüksek faizli tecil imkânı sunulmaktadır.
Bu durum, Kanunun önümüzdeki dönemde vergi adaleti, mali disiplin ve vergi rekabeti ekseninde yoğun şekilde tartışılacağını göstermektedir.
Sonuç
7582 sayılı Kanun, kamuoyunda daha çok Varlık Barışı Kanunu olarak bilinse de, gerçekte çok daha geniş kapsamlı bir vergi düzenlemesidir.
Kanunla kamu borçlarında tecil süresi uzatılmış, teminatsız tecil sınırı artırılmış, yurt dışı gelirler için 20 yıllık gelir vergisi istisnası getirilmiş, belirli kişiler için veraset vergisi oranı yüzde 1’e düşürülmüş, kurumlar vergisinde uluslararası ticaret ve hizmet faaliyetlerine yönelik önemli indirimler sağlanmış, üretim ve zirai üretim kazançları için yüzde 12,5 oranında kurumlar vergisi öngörülmüş, yeni varlık barışı düzenlemesi yapılmış ve İstanbul Finans Merkezi teşvikleri ciddi şekilde genişletilmiştir.
Bu yönüyle Kanun, Türkiye’nin vergi politikasında sermaye çekme, uluslararası rekabet gücünü artırma, finansal merkezi güçlendirme ve kayıt dışı varlıkları sisteme kazandırma hedeflerinin öne çıktığını göstermektedir.
Ancak bu hedeflerin yanında vergilemede adalet, düzenli mükelleflerin korunması, vergiye gönüllü uyumun zedelenmemesi ve kamu maliyesinde sürdürülebilirlik gibi konular da göz ardı edilmemelidir.
Sonuç olarak 7582 sayılı Kanun, yalnızca yürürlüğe giren teknik maddeleriyle değil, ortaya koyduğu vergi politikası tercihiyle de dikkat çekmektedir. Kanunun asıl etkisi, uygulamada yaratacağı sonuçlar ve önümüzdeki dönemde doğuracağı adalet, teşvik, kayıt dışılık ve kamu maliyesi tartışmalarıyla daha net görülecektir.
Benzer Yazılar
-
7582 Sayılı Kanun Ne Getiriyor? / Şenol DÖNDER – SMMM
-
İnşaat Maliyetinin Asgari İşçilik Uygulamasında Neler Değişti? / Şenol DÖNDER – SMMM
-
Elektronik Genel Kurul Sistemlerinde Yeni Başvuru Süreci ve Şirketler Açısından Değerlendirilmesi / Şenol DÖNDER – SMMM
-
Vergi Teşviklerinde Kartlar Yeniden Dağıtılıyor. / Erol ÇEMBER – YMM
-
2026/13 SAYILI SGK GENELGESİ İLE ANALIK İŞ GÖREMEZLİK SÜRELERİNDE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER / Şenol DÖNDER – SMMM
-
VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 593) NE GETİRİYOR? / Şenol DÖNDER – SMMM
-
SAĞLIK SEKTÖRÜNDE ŞİRKETLEŞME MODELİ: ÖRTÜLÜ ÜCRET RİSKİ VE DOĞRU YAPILANDIRMA / Şenol DÖNDER – SMMM
-
TÜRKİYE’DE YENİ VERGİ TEŞVİK MODELİ: YURT DIŞI GELİRLER, TRANSİT TİCARET VE İSTANBUL FİNANS MERKEZİ ÜZERİNDEN BİR DEĞERLENDİRME – / Şenol DÖNDER-SMMM
-
7577 Sayılı Kanun ile Vergi ve SGK Mevzuatında Yapılan Değişiklikler / Şenol DÖNDER – SMMM
-
SGK İDARİ PARA CEZALARINA KARŞI YARGI YOLU: DANIŞTAY KARARI / Şenol DÖNDER – SMMM
-
2026 Yılında Beyanname ve Sistem Uygulamalarında Yapılan Önemli Değişiklikler / Şenol DÖNDER – SMMM
-
İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğinde Yapılan Değişiklikler. / Şenol DÖNDER – SMMM